Sözleşmeyle Alacağın Devrinin Yasaklanması: Pactum de Non Cedendo

Sözleşmeler Hukuku

Sözleşmeyle Alacağın Devrinin Yasaklanması: Pactum de Non Cedendo

3 Kasım 2025 | BY Demirışık Hukuk

Sözleşme özgürlüğü ilkesi, modern hukuk sistemlerinin temel taşlarından biridir ve taraflara, kanunun emredici hükümlerine aykırı olmamak kaydıyla, aralarındaki hukuki ilişkiyi diledikleri gibi düzenleme imkânı tanır.

Bu ilkenin bir yansıması olarak, borç ilişkisinin tarafları, alacak hakkının üçüncü bir kişiye devredilip devredilemeyeceğini de kararlaştırabilirler. İşte bu noktada, Latincede 'devretmeme anlaşması' anlamına gelen 'pactum de non cedendo' kurumu karşımıza çıkar. Bu makalede, Türk Borçlar Hukuku'nda önemli bir tartışma alanı olan sözleşmeyle alacağın devrinin yasaklanmasını, hukuki dayanaklarını, sonuçlarını ve uygulamadaki yansımalarını detaylı bir şekilde ele alacağız.

Temel kural olarak, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) md. 184/1 uyarınca, alacaklının, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devretmesi mümkündür. Bu durum, alacakların likiditesini artırarak ticari hayatın akıcılığına önemli bir katkı sağlar. Ancak aynı maddenin devamında, 'kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça' bu devrin serbest olduğu belirtilerek istisnalar sıralanmıştır. İşte 'sözleşme ile devrin engellenmesi' hali, pactum de non cedendo’nun hukuki temelini oluşturur. Taraflar, imzaladıkları bir sözleşmeye ekleyecekleri açık bir hükümle, sözleşmeden doğan alacağın üçüncü kişilere devredilemeyeceğini kararlaştırabilirler.

Peki, böyle bir yasaklama hükmüne rağmen alacak yine de üçüncü bir kişiye devredilirse ne olur? Bu sorunun cevabı, yasağın hukuki niteliğinde gizlidir. Doktrin ve Yargıtay kararlarında kabul gören görüşe göre, pactum de non cedendo, alacak hakkı üzerinde doğrudan bir etki yaratan ve onun 'devredilebilirlik' vasfını ortadan kaldıran ayni etkili bir yasaktır. Bu, yasağın sadece sözleşmenin taraflarını değil, devir işleminin tarafı olan üçüncü kişileri de bağladığı anlamına gelir. Dolayısıyla, devir yasağına rağmen yapılan bir devir işlemi, borçluya karşı kesin olarak hükümsüzdür.

Bu durumun en önemli sonucu, borçlunun korunmasıdır. Sözleşme ile devir yasağı getirilmişse, borçlu, alacağı devraldığını iddia eden üçüncü kişiye karşı bu yasağı bir defi (savunma) olarak ileri sürebilir. TBK md. 184/3 bu durumu açıkça düzenler: '...borçlu, devir yasağı içeren bir sözleşmeye dayanan alacağın devredildiği kendisine karşı ileri sürüldüğünde, alacağın devredilemez olduğunu devralana karşı da ileri sürebilir.' Bu hüküm, alacağı devralan üçüncü kişinin iyi niyetli olup olmamasının bir önem taşımadığını da ortaya koyar. Üçüncü kişi, sözleşmedeki devir yasağını bilmese dahi, borçlu bu savunmayı ona karşı kullanabilir ve ödeme yapmaktan kaçınabilir.

Uygulamada, pactum de non cedendo genellikle borçlunun menfaatlerini korumak amacıyla sözleşmelere eklenir. Özellikle büyük projelerde, alt yüklenici sözleşmelerinde veya kişisel edimlerin önem taşıdığı durumlarda, borçlu, alacaklısının değişmesini istemeyebilir. Borçlunun muhatabının sürekli değişmesi, ödeme ve mahsup işlemlerinde karışıklıklara yol açabilir veya borçlu, alacaklısına karşı sahip olduğu potansiyel savunmaları yeni alacaklıya karşı ileri sürememe riskiyle karşılaşabilir. Devir yasağı, bu gibi riskleri en başından bertaraf etmeyi hedefler.

Bununla birlikte, bu kuralın mutlak olmadığını ve bazı durumlarda aşılabileceğini belirtmek gerekir. Örneğin, borçlunun devir işlemine sonradan icazet vermesi (onaylaması) halinde, devir geçerli hale gelir. Ayrıca, ticari hayatta finansman aracı olarak sıkça kullanılan faktoring işlemlerinde olduğu gibi, bazı özel kanunlar devir yasaklarının etkisini sınırlandırabilir. Ancak genel kural, Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde pactum de non cedendo’nun güçlü ve ayni etkili bir yasak olduğudur.

Sonuç olarak, pactum de non cedendo, sözleşme özgürlüğünün bir tezahürü olarak taraflara, alacak haklarının devredilebilirliğini sınırlama imkânı veren önemli bir hukuki araçtır. Bu yasak, borçluyu, iradesi dışında bir alacaklı değişikliği ile karşı karşıya kalmaktan korur ve alacağı devralan iyi niyetli üçüncü kişilere karşı dahi ileri sürülebilen güçlü bir savunma mekanizması sağlar. Bu nedenle, sözleşme hazırlık süreçlerinde tarafların, alacağın devredilip devredilemeyeceği konusunu dikkatle değerlendirmeleri ve iradelerini sözleşme metnine açıkça yansıtmaları, gelecekte ortaya çıkabilecek hukuki uyuşmazlıkları önlemek adına büyük önem taşımaktadır.

Yazar Hakkında

Portrait of author Av. Eren Demirışık

Av. Eren Demirışık

Founder